1898 | İlk Kürtçe gazete ‘Kürdistan’ yayımlandı

Türkçesi yazılı, Almancası ise seslendirilmiş slayt tarzında yayınlayacağımız araştırmamız, ilk Kürtçe gazetenin yayımlandığı 1898 yılı ile 2010 yılı arasını kapsayacak.

Viyana – Belli bir süreden (1973 yılından) beridir 22 Nisan günü “Kürt Gazeteciler Günü” olarak kabul görür oldu ve kutlanmaya başlandı. Belirlenen gün, gerekçesini ilk Kürtçe gazetenin 22 Nisan 1898’de yayımlanmış olmasından alıyor. Bu yıl, yani 122. yılında, Covid-19 salgını dolayısıyla kitlesel etkinlik ve kutlamalar yapılamadı. Bu konuyla ilgili on yıl kadar önce, 2010’daki “Viyana Kürt Kitap Günleri”nde bir sunum gerçekleştirmiştim. O sunum notlarımı, kayıtlarımı yeniden derleyip toparlayıp iki dilli (Türkçe ve Almanca) bir araştırma olarak çevrimiçi yayın olanağımız üzerinden daha geniş kitlelerin ilgisine ve bilgisine sunmak istedim.

Türkçesi yazılı, Almancası ise seslendirilmiş slayt tarzında yayınlayacağımız araştırmamız, ilk Kürtçe gazetenin yayımlandığı 1898 yılı ile 2010 yılı arasını kapsayacak. Önemli bir kapsam notunu da, burada okuyacaklarınızın ağırlıkla “Kürtçe basın tarihinin Türkiye parçası” olacağına dair düşmekte fayda var. Kürdistan coğrafyasının tarih içindeki yayılımı esas alındığında, diğer bütün parçalardaki basın tarihine ve yayın organlarına sayılı örnekler bazında değinilecektir.

Osmanlı İmparatorluğu zamanındailk Kürtçe gazetenin yayımlandığı 1898 yılından 1998 yılına kadar, yani ilk 100 yıl içinde Kürtler, binden fazla yayın organı çıkardı. İsveç’te yaşayan Kürt gazeteci Mehmûd Lewendî, 1998 yılında kamuoyuna sunduğu araştırmasında şu bilgileri verir:

  • 1898-1998 arasındaki 100 yıllık süre zarfında Kürtler, bin 200 gazete, dergi ve bülten çıkardı. Bunlardan 730 tanesi, çeşitli parti ve örgütlerin yayın organıydı.
  • Öte yandan, bin 200 yayının, sadece 295’i Kürtçe yayımlandı. Lehçe olarak ağırlık Sorani’deydi. İkinci sırada Kurmanci yer alıyordu. Yayınların büyük bölümü Türkçe, Arapça, Farsça; bir kısmı da Türkçe-Kürtçe, Arapça-Kürtçe olarak çıktı. 35 yayın organı ise İngilizce, Almanca, İsveççe, Yunanca, Rusça, Fince gibi yabancı dillerdeydi.
  • Yayınların 630 tanesi, illegal olarak yayın hayatını sürdürdü.[1]

Yukarıda üç madde halinde sunulan, Kürdi coğrafyanın bütün parçalarını kapsayan bir dökümdür. Özellikle de Türkiye açısından vurgulanması gereken noktalardan biri de şudur: Toplamı göz önüne alındığında, Türkiye’deki “Kürt basın” organlarında Kürtçe’den ziyade, Türkçe dilinin kullanıldığı görülür. Yani, “Kürtler tarafından çıkarılan yayınlar” ile “Kürtçe yayınlar” her zaman aynı anlama gelmiyordu. Kürtlere ait, Kürtlere hitap eden ama Kürtçe olmayan bir yayın, hem baskı ve yasakların dayattığı bir mecburiyet, hem de taşın altına elini koyanların sahip olduğu olanakların kısıtlılığı dolayısıylaydı.

——————————————————————————————————————–

DEUTSCH | DIE ERSTE KURDISCHE ZEITUNG: „KURDISTAN“ (1898 -19002)
———————————————————————————————————————————————–

Bu durum, 1990’larda da devam etmiştir. Günümüzde de yaygın olan haldir. 22 Nisan 1990 günü yayımlanan Halk Gerçeği adlı haftalık gazete, altı ayrı siyasi çevrenin ortak yayın organıydı. Dokuzuncu sayıda kapatıldı. Kürtler, Türkiye Cumhuriteti döneminde ilk kez 1992’de, bir günlük gazete çıkarmayı gündemlerine aldılar: 30 Mayıs 1992 günü, Özgür Gündem yayına başladı. Yayınlanan toplam 580 sayısının 486’sı hakkında dava açıldı. Toplam 20 davada kapatma kararı çıktı. Gazeteciler ve editörler toplam 147 yıl hapis, 21 milyar lira para cezasına çarptırıldı. Gazete, yönetim kararıyla kapatılmak zorunda kalındı. Özgür Gündem gazetesi, 26 Nisan 1993 günü yeniden yayına başladı ama yine nefes aldırılmadı. Gazete 28 Nisan 1994’te, yerini Özgür Ülke’ye bıraktı.

Bu ön bilgileri verdikten sonra, artık yavaş yavaş Kürtçe basın tarihinin en başına kadar uzanabilir ve 2010’lara kadar kronolojik bir sunum yapabiliriz.

Osmanlı döneminde ilk günlük gazete: Takvim-i Vakayi

Batı’da matbaanın kurulmasından 287 yıl sonra, Osmanlı sınırları içinde ilk matbaayı 1727 yılında İbrahim Müteferrika kurdu. Bu ilk matbaaya, sınırlı bir basım izni verildi. Öyle ki 22 yılda, sadece 17 eser basıldı. Çünkü yalnızca Arapça ve Farsça yazılmış İslami eserler için padişahtan izin alınabiliyordu. İmparatorluktaki tek basımevi, Beyazıt’taki Darüt Tıbbatül-Amire idi.

Gazete çıkarılmasına ise uzun süre izin verilmedi. İlk gazete, devletin ve padişahın yakın denetimi altında olmak kaydıyla, 1831’de yayımlandı. Adı Takvim-i Vakayi olan bu gazete, bir saray gazetesiydi. Dönemin padişahı II. Mahmut, „bu gazete kutsal şeriata ve devlet düzenine dokunmamak şartıyla benim iktidarıma çok yardımcı olacak“ diyordu. Padişah, bu ülkeye bir gazete gerekiyorsa onu ben çıkarırım, demiş ve öyle de yapmıştı. Takvim-i Vakayi gazetesinin yayın politikası, „Padişahım çok yaşa“ şeklinde özetlenebilir.

İlk gazetenin çıkış biçimi, nedeni ve yayın politikası, daha sonra Türkiye’deki gazeteciliğin kaderini belirledi. Gazetelere yüklenen rol, iktidar-basın ilişkisi, devlet denetimi, sansür vs. böyle şekillendi. Tek amaç, resmi düşüncenin devamını sağlamak, toplumdaki farklı sınıf ve tabakaların muhalif düşüncelerini yasaklamak ya da sınırlamak. Ki ilk gazetenin çıktığı 33 yıl içinde, basında sansür uygulaması yoktu. Çünkü saray gazetelerinden başka gazete yoktu. Bu durum, 1864 yılına kadar sürdü. 1864’ten sonra, basın piyasası dallanıp budaklanacakmış gibi bir görüntü verir vermez, hemen gerekli yasa çıkarıldı. Matbuat Nizamnamesi yürürlüğe kondu.

Osmanlı döneminde Kürtler ve Kürtçe

Yenilemekte fayda var: Bu çalışmamız, Kürtlerin bugüne kadar bütün dillerde çıkardığı (Türkçe, Arapça, Farsça, İngilizce, Almanca, İsveççe, Yunanca, Rusça, Fince) yayın organlarını kapsamıyor. Kürtlerin kendi dillerinde, Osmanlı devleti ile Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde çıkardıkları yayın organlarını mercek altına alacağız.

İlk Kürtçe yayın organının çıktığı tarihlerde, Kürdistan’ın önemli bir kesimi Osmanlı devletinin sınırları içinde kalıyordu. Osmanlı devleti, eyalet sistemine 1590’dan itibaren geçmiştir. 15. Yüzyıl’ın ortalarına kadar Amasya, Tokat ve Sıvas olmak üzere üç eyalet vardı. Sonraları, Kanunî Süleyman döneminde, eyalet sayısı 32’ye yükselecekti. Sadece konumuzla ilgili kısmına değinerek devam edelim: Diyarbakır’ın ya da o günlerdeki ünlenişiyle “Diyarbekir”in, 1515’te eyalet yapılması “Osmanlı Kürtleri” açısından bir kilometre taşıydı. Diyarbakır Eyaleti, 24 sancaktan oluşuyordu. Bu sancaklara 1518’de, Çemişkezek de katılacaktı.

Yüzyıllar sonra, 1847’de ise Diyarbakır Eyaleti ile Van, Muş ve Hakkâri sancakları; Cizre, Botan ve Mardin kazaları birleştirilerek, “Kürdistan Eyaleti” kuruldu. 2013 yılının Başbakanı, bugünün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 29 Mart Cuma günü Kanal D ve Haber Türk ortak yayınında gündeme ilişkin sorulara yanıtladığı programda, “Türkiye eyalet sisteminden korkmamalı”, derken, hem “dünyada gelişmiş ülkeler” dediklerine hem de Osmanlı’nın bu eyalet sistemine atıfta bulunmuştu.

“Dünyada gelişmiş ülkelere bakarsanız bunların hiçbirinde eyalet korkusu diye bir şey yok. Tam   aksine, eyalet yapılanmaları o güçlü ülkelerde çok daha süratle kalkınmayı getiriyor. Bu güçlenme  alametidir. Gelin bizim tarihimize, Osmanlı’ya baktığımız zaman Lazistan eyaleti, Kürdistan eyaleti  var. Güçlü Türkiye asla eyalet sisteminden korkmamalıdır. Siz eyalet sisteminde de üniter yapıyı   muhafaza edebilirsiniz. Belediye başkanlarını seçiyoruz da valileri niye halk seçmesin?”[2]

Çok geçmeden, “Cumhur İttifakı”na yönelinen dönemde, bu tür yaklaşımlar yer ile yeksan oldu tabii. Erdoğan’ın bir siyasetçi olarak yaptığı sayısız zikzaklara bakıldığında çok da şaşırtıcı bir durum değildi bu aslında. Böyle bir parantezi açmamızın sebebi, Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti döneminde, Kürtlere ve Kürçeye yönelik (elbette diğer azınlık ve halk gruplarına karşı da) yap-boz, tanı-yok say pratiğindeki sürekliliğin ve esasında çok da değişmemiş olan halin arka planını işaret etmektir.

Soldan: Miqdat Midhad Bedirxan ve Abdurrahman Bedirxan

Kürtçe basının başlangıç yılları ve ilk Kürtçe gazete

 İlk Kürtçe gazete ‘Kürdistan’ adıyla, 22 Nisan 1898’de, Miqdat Midhad Bedirxan tarafından Kahire’de ve Kürtçe-Türkçe olarak, Arap alfabesiyle yayımlandı. Dört sayfa olarak çıkan gazete, 1898-1902 yılları arasında toplam 31 sayı yayımlandı. İlk 23 sayısı on beş günde bir, son 8 sayısı ise ayda bir yayımlandı.

Gazetenin yayın hayatına başladığı Mısır toprakları, o günlerde Ormanlı’ya bağlıydı. Padişah Sultan Aldülhamit, hemen harekete geçip gazetenin yayımını beşinci sayısından itibaren engelledi. Bu arada, gazetenin kurucusu Mikdad Mithad Bedirxan, 5. sayıyı Kahire’de bastıktan sonra, yaşamını yitirdi.

Gazetenin sorumluluğunu, kardeş Abdurrahman Bedirxan üstlendi ve gazeteyi Cenevre’de yayımlamaya başladı. Kürdistan gazetesi, Cenevre’de 14 sayı çıktı. Sonraki yıllarda, gazetenin basımı sürekli değişik ülke ve şehirlerde yapılmak zorunda kalındı. Cenevre, tekrar Kahire, Londra ve Folkestone ve tekrar Cenevre… 6-19 arasındaki sayıları Cenevre’de, 20-23 arasındaki sayıları Londra’da, 24-29 arasındaki sayıları Folkestone’da, 30. ve 31. sayıları ise yine Cenevre’de bastırıldı.

Gazete, 1902’de yayın hayatına son vermek zorunda kaldı.

(Devam edecek)


[1] Mehmûd Lewendî, „Kürdistan Gazeteciliği’nin 100. Yılı“, 1998

[2] 29 Mart 2013, Kanal D ve Haber Türk ortak yayını

Vielleicht gefällt dir auch