Aziz Kemal Hızıroğlu│ Şair mülteci, yolcu ve ülkesizdir

Bugüne kadar ağırlıkla şiir, deneme ve roman türlerinde olmak üzere on altı kitabı yayımlanan Aziz kemal Hızıroğlu, aynı zamanda bir çevirmen. Ocak 2020’den beridir gazetemizin yazarları arasında.

İzmir – Daha ilkokul yıllarında “Tek Odalı Beş Çocuklu Kasımpaşa Evinde Bir Salı Akşamı Pazarlığı” şiiri ile başlamış şair Aziz kemal Hızıroğlu’nun şiirle yolculuğu. Aynı zamanda roman yazarı ve çevirmen. On altı şiir kitabı, bir romanı, denemeleri ve yüzün üzerinde dergide şiirleri yayımlanmış. Ocak 2020’den bu yana Öneri dergisinde yazıyor. Hızıroğlu’nu okurlarımıza daha yakından tanıtmak amacıyla, kendisiyle yazılı bir görüşme yaptık.

Kedinizi tanıtır mısınız?

Aziz kemal Hızıroğlu: 23 Mayıs 1949’da Adapazarı’nda doğdum. Ev kadını bir anne ve işçi bir babanın oğluyum. Babamın işi nedeniyle İstanbul, Kasımpaşa’ya taşındığımızda 4 yaşındaydım.  Kasımpaşa Sururi İlkokulu’ndan 1961’de mezun oldum. Aynı yıl yeniden Adapazarı’na döndük. Adapazarı Ticaret Lisesi orta kısmını 1964’de bitirdim. Sınavla girdiğim Kuleli Askeri Lisesi’nden 1967’de mezun oldum. Askeri öğrenci olarak okuduğum İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü 1971 yılında bitirdim. Öğretmen-subay olarak değişik yerlerdeki askeri okul, askeri kütüphane, kıta personel şubeleri ve askerlik şubelerinde (1971-1980) görev yaptım. Eylül 1980’de, yüzbaşı rütbesindeyken siyasal gerekçelerle tutuklandım. Yargılanmalar sonucunda 1984 yılında beraat etmeme karşın, cezaevinde bir yıldan fazla kaldığım için Silahlı Kuvvetlerden ihraç edildim.

1975-1978 yılları arasında İÜ Hukuk Fakültesi’nde okudum. Ancak 3. sınıftan ayrılmak zorunda kaldım. 2000’li yılların başında iki dönem TAV’ın (Toplumsal Araştırmalar için Vakıf) İstanbul-Kartal şubesinde eğitim ve kültürden sorumlu yönetici olarak görev yaptım. 2002 yılında SSK’dan emekli oldum. Evliyim ve bir çocuğum var. Ağustos-2018’den bu yana İzmir-Dikili’de yaşıyorum. Türkiye Yazarlar Sendikası, PEN Türkiye Derneği ve Edebiyatçılar Derneği üyesiyim. 1989’da katıldığım bir şiir yarışmasında, “Hoşgeldin Dokunmaya” adlı dosyamla Cahit Sıtkı Tarancı ikincilik ödülü almıştım.

Yazmaya neden ve nasıl başladınız?

Okuma ve yazmaya ilgim ilkokul 3. sınıfta başlamıştı. Hatıra defteri tutuyordum. Yani kâğıt, kalem ve defterle dostluğum hatıra defteri tutmakla yoğunlaştı. Ancak bunun alt yapısı vardı. Babam her gün Yeni Sabah adlı bir gazete alır, haftalık çizgi romanları izler ve polisiye romanlar getirirdi eve. Tom Mix, Texas, Pekos Bill, Kinova, TenTen, vb. çizgi kahramanlarla; Arsen Lüpen, Sherlock Holmes, Mike Hammer türünden polisiye romanlarla 9-10 yaşlarında tanışmış oldum. Alexandre Dumas’nın “Pardayanlar” serisini de almıştı babam, 10 ciltlik. Her şeyi önce babam okuyordu, sonra da ben. Elbette günlük gazeteyi de okuyordum baştan sona. Çizgi romanlar dışında okuduklarımdan ne anlıyordum, bilemiyorum tabi, ama sanki bir okuma hastalığıydı bu. Okuma yazma bilmeyen komşular yakınlarına mektup yazdırmak için hep beni çağırırlardı. Kasımpaşa’nın ünlü Hacı Hüsrev mahallesinde oturuyorduk. Roman ve göçmen teyze ve amcalar için adım “Mektupçu Çocuk”tu artık. Beş kardeştik, en büyükleri bendim, ama kardeşlerim çizgi roman bile okumazlardı. Bense gazeteden yapılmış kesekağıtlarını çözüp çözüp okurdum, annem de çok kızardı.

Şiirle ilişkim ilkokul üçüncü sınıfta öğretmenimizden “Anneler Günü”nün ne olduğunu öğrendiğim zaman başladı. Ne harçlığım vardı benim ne de para istediğimde verebilecek bir insan. Anneler Günü iki gün sonraydı. Ona bir hediye sunmalıydım. Okumaların ve komşulara mektup yazmaların yararı oldu sanırım. Bir de ders kitaplarındaki şiirlerin… Gün boyunca ders kitaplarındaki bütün şiirleri okudum. Defalarca! Sonra onları bir çocuk gözüyle taklit edip, elbette aşırı duygusal bir şiir(!?) oluşturdum. Defalarca karalayıp, yeniden denedim. Sonunda kareli defterimden bir sayfa koparıp özene bezene temize çektim. Pazar sabahı kahvaltıdan sonra, çocukça da olsa çok ciddi bir törenle anneme verdim.

Ona Anneler Günü’nün ne olduğunu açıkladım. Hiç unutmuyorum; önce gülmüş, sonra ağlamaya başlamış ve bana sımsıkı sarılmıştı. Nasıl unuturum, yaşamımdaki ilk şiirdi, ben artık şairdim(!) ve dünyanın en önemli insanı olarak gördüğüm annemi mutlu etmiştim. Annemin sevinci ve benim mutluluğum paha biçilmezdi. Genelde sanatın, özelde şiirin insandan insana görkemli bulaşıcılığını hissettiğim ilk andı o an. Nedenini bilmiyordum, ama hissediyordum ki şiir bütün maddi güçlerin üstünde yer alıyordu. Belki de annemin o unutulmaz sevinci yüzünden şiirin yakasını bir daha hiç bırakmadım. Durmadan yazdım ve sonraları ilkokulda şiir ve kompozisyon yarışmalarında ödüller aldım.

Peki yazdığınız şiirler ilk kez ne zaman ve nerede yayımlandı?

İlk çocuk şiirlerim 1962 yılında, Adapazarı’nın yerel gazetesi ‘Gürses’te iki yıl boyunca yayımlandı. Ortaokulda okuyordum ve 13 yaşındaydım. Daha sonra askeri okul sınavını kazanınca İstanbul’a gittim. Şiirlerimi artık günlüklerime yazmak zorundaydım. 1975 yılından itibaren şiir ve yazılarım; Ada, Adalya, Afrodisyas Sanat, Agora, Ağır Ol Bay Düzyazı, Akköy, Aksisanat, Amanos Yazıları, Andız, Ardıçkuşu, Arguvan, Aydili, Aykırısanat, B(aşk)a, Berfin Bahar, Ussuz (e-dergi), Ekin Sanat, Lacivert Öykü-Şiir, Emeğin Sanatı (e-dergi), Eliz Edebiyat, Evrensel Kültür, Varlık, Kara Zambak (Hollanda) gibi yüzden fazla edebiyat dergisi, gazete ve fanzinde yayımlandı.

Aynı zamanda çevirmensiniz. Yoğun olarak çeviri yapıyorsunuz. Ne zaman çevirmenliğe başladınız?

1985-1996 yılları arasında felsefe ve ekonomi-politik çevirileri yaptım. Yine aynı süreçte çeşitli vakıf, dernek ve sendikalarda kurduğum İngilizce atölyelerini yönettim. Yaklaşık 30 yıldır da çeviri büroları için yarı-gün çeviriler yaparak yaşamımı sürdürüyorum.

Bugüne kadar kaç kitabınız yayımlandı, kitaplarınızla ilğili bilgilendirir misiniz?

Hoşgeldin Dokunmaya (1989), Hazırlıksız ve Yalnız (1992), Saprofit (1996), Ebrucu (1996), Okyanus Eskiz’i Şeyler (1998), Usulca (1998), Yaşandınız Öldünüz (1998), Şebnem (2000), Beyaz da Bitti (2002), Seçme Şiirler-I (2003), Mühür (2004), Göndere Çekilen Karanfil (2005), Tay Sökünü (2006), İnsan Neresi (2009), Trajedi Koğuşu (2011), Kana Yüzüm (2016), Sızıltı (2018) gibi şiir; Tabanımdaki Çamur (1996) adlı roman ve Şiir, Aşk ve Devrim (2012) ile Karanfil Taşıyan Atlılar-I (2014) adlı deneme kitaplarım yayımlandı.

Ayrıca katkıda bulunduğum iki derleme, bir öykü kitabı var. Onlar da şöyle: “Dahiler ve Aşkları” (Albert Einstein – Evrenin, Müziğin, Kadınların Büyüsü ve Bir Dahi) ve “Tarihi Liderler ve Aşkları” (Lenin ve Devrimin Gölgesindeki Aşklar) adlı derleme ve “Kartal Öyküleri” (Kurtarılmış Mahalle) adlı öykü kitabı.

Siz, şiirin ve şairin tanımını nasıl yapıyorsunuz?

Şiir; estetik, anlamsal, sessel, organik, tarihsel, toplumsal bir örgütlenmedir. Yani dilsel bir dizgedir. Bu dizge gerçekçi, yoğun, anlam yüklü, somut, karmaşık (heterojen değil, homojen), ritimli ve biçimsel olmalıdır. Şiirin başat öğesi imgedir. İmge bir sözcüğün sözlüksel anlamını kırar, dışına taşırır, genişletir ve derinleştirir. Bunu yaparken sözcüğün belirtme, gösterme ve adlandırma yeteneğine bir başka unsuru ekler: Çağrışımı. Böylece şiir, şair ve okur üçgeni kurulur. Bu üçgenin özü şudur:  Şiir tanım yapmaz, anlatmaz, öğretmez; sadece göstermek için söyler. Şair, bu “göstererek söyleme çabası”nda öyle imgeler kullanır ki okur, bulaşıcı ve tedirgin edici bir yükle kendi imgelem gizilgücünü ve duyarlılığını harekete geçirir, ilginç söylemin içine girer ve şairle yer değiştirir. Heyecanlanır ve şiiri okuduktan sonra kendince yeniden üretir. Böylece şiirin estetik, sanatsal ve özellikle kolektif işlevi tamamlanmış olur. Şairin tanımına gelince, onu bir şiirimle paylaşayım.

ŞAİR

şair sözcüklerle yaşamayı
canciğer arkadaş olmayı
akide şekeri gibi
ağzında dolandırmayı
en iyi bilen zaman-mekan büyücüsüdür

şair insanlığın acılarını
gerçeklerini, şimdisini, yarınlarını
imgelerle yeniden biçimleyen
aşkın aşkınlığını barışla göstermek için
dövüşmeyi seçen yeryüzü serserisidir

şair düşünceleri heybesinde biriktiren
aklı aşmak için üzerine yürüyen
metafordan zeplin yapan
buzlukta saklanan bebeği ısıtmak için
vicdanlara güneş akıtan sır emekçisidir

şair mültecidir, yolcudur, ülkesizdir
şair tahammüldür, anımsamaktır, aramaktır
şair ironidir, acıdır, kahkahadır
şair dirençtir, özgürlüktür, duvar yıkıcıdır
şair unutulmuş insanların düğün çalgıcısıdır

şair aşkın, dansın ve umudun
vazgeçilmez heyamolasıdır…

Bu şiirim, 2018 yılında yayımlanan en yeni şiir kitabım “Sızıltı” adlı kitabımda yer alır.

……………………………………………
resmiye.aslan1511@gmail.com

Vielleicht gefällt dir auch