Çokdillilik, insanların entelektüel hazinesidir

İrili ufaklı her bir dil somut bir tarihin ve kültürün taşıyıcısıdır. Çokdillilik insanların entelektüel hazinesidir. Dünya çapında büyük çabalar gösterilmeli, can çekişmekte olan dillerin ölmeleri önlenmelidir.

Viyana – Bir dilinin ölmesi durumunda, ait olduğu toplumun yaşayan kuşakları atalarının kültürünü, insanlık kültürünün kendisine ait olan bir parçasını yitirmiş olur. Kültürü oluşturan öğelerin birçoğu dille doğrudan bağlantılıdır. Gelenek, edebiyat gibi… Çokdillilik insanların entelektüel hazinesidir. Toplumsal ritüeller, edebiyatın biçimleri, insanlar arası ve insan-doğa ilişkilerinin ve özel konumların en ince detayına kadar tarifi gelişir. Bugün bile birçoğumuz egzotik dillerdeki farklı algılama, ruhi durumları tanımlama biçimlerine ilgi duyar ve o dilleri öğrenmek isteriz. Çokdilliliğin yok olması, bu entelektüel olanağın ortadan kalkması demektir.

Dillerin kendisini yenilemesi nasıl oluyor?

Çocukların dil ile oynamaları birçok yeni olanaklar yaratır. Bu yeni şeyler büyüklere başlangıçta yabancı gelse de onların ufkunu açar. Çok dil konuşan bir insanın hareket alanı doğal olarak daha geniştir. Bu imkana sahip olan kişi, bir dilden diğer dile önemli aktarımlarda bulunur.

Birçok dil (özellikle ve daha çok da gençler aracılığıyla) bu olanakları kullanabilme sayesinde, yeni gramer imkânlarına kavuşur. Örneğin, Quechualar’ın Peru’da ve Mayaların Meksika’da sömürgecilik döneminde İspanyolca ile tanışmış olmaları, kendi dillerinin gelişip zenginleşmelerine katkıda bulunmuştu. Sömürgeciler bu halkları ve dil dahil kültürlerini yok etmeseydi, bu diller bugün Latin Amerika’nın güçlü dilleri olarak yaşıyor olacaklardı.

Dillerin bu alışverişle gelişimi, prensipte biyolojideki türlerin gelişmesini sağlayan zengin rezervden farklı değildir. Dillerin çeşitliliğini koruması dil araştırmaları içinde temel imkân oluşturur. Kaybolan diller yeniden ortaya çıkarıldıklarında, dil bilimciler birçok sürprizlerle karşılaşmışlardır. Her dilin kendisine ait farklılıkları, sistematiği, güçlü ve zayıf yanları vardır.

Örneğin, Kuzeybatı Kafkaslardaki Ubıhça adlı dilde 80 değişik sesli var. Türkçe dahil birçok dilde bulunan seslilerin 3-4 katına denk geliyor. Bu dili bilen en son kişi Fikret Özenç bir Çerkez sürgünü olarak geldiği Türkiye’de, 1992 yılında Bursa’da vefat etmişti. Yine örneğin, Kalahari çölünde yaşayan Khoi denen bir halk vardır. Bunların, başka dillerde olmayan çok farklı seslileri var. Yutkunma aracılığı ile ağızdan çıkardıkları çeşitli sesler var. Günümüzde hâlâ Kalahari çölünde 10 değişik dil konuşan 150 bin insan yaşamakta ve bazı dil bilimciler tarafından, bu diller “en eski dil ailesi” olarak değerlendirmektedir.

Geriye kalabilen küçük dillerin önemi büyük

Geriye kalan küçük diller tarih öncesini ve sonraki tarihsel buluşları anlamamıza yardım eden en önemli izleklerdir. Bu konuda neyi kaybedeceğimizi anlamak için şöyle bir örnek verilebilir: Bask dilinin Avrupa’da izole olmuş küçük bir dil olduğu bilinir. Son araştırmalar Avrupa dillerindeki birçok dağ ve nehir isimlerinin kökeninin Baskçla’dan geldiğini ortaya çıkardı.

Eğer Fransa ve İspanya arasında sıkışmış bu toplumun dili yok edilmiş olsaydı, bu bahsettiğimiz bilgi ortaya çıkmayacaktı. Bu araştırmayla hem Baskların Avrupa’nın çok geniş bir alanında yaşadıkları ve daha da önemlisi Hindo-Germenlerden çok daha önce bu kıtaya geldikleri ortaya çıktı, hem de Batı Hindo-Germenlerin, Baskları bugünkü coğrafyalarına geri püskürttükleri ve onlar üzerinde kültürel hakimiyet sağladıkları öğrenilmiş oldu.

Benzeri örneleri, Hititlerin Anadolu’daki ve Hindo-Aryenlerin de bugünkü Hindistan alt kıtasında yaşayan diğer halklara karşı hakimiyet kurmaları için verebiliriz.

Özel bir son not

Anadilim olan Kırmançki/Zazaki’nin yakın bir gelecekte öleceğini öngörerek, yıllar yılı acı çektim. Bu tasanın zihnimde ve yüreğimde yarattığı etkinin, beni bu konu üzerinde düşünmeye teşvik ettiğinin farkındayım. Yakın gelecekte, dünya çapında büyük bir çaba gösterilmediği taktirde, bu dilin de tıpkı diğer birçok dil gibi kaybolması kaçınılmaz olacak. Üç-dört kuşak sonrasında insanlar, bu dili sadece Mikail Aslan gibi sanatçıların dillendirdiği ezgilerden duymaya ve birkaç üniversite kürsüsünde akademik amaç için öğrenmeye mahkûm kalacaklardır. Böylece, bu dil de yukarda örneğini verdiğimiz Ubıhça gibi, taşıyıcısı olduğu binlerce yıllık tarihsel kültürle birlikte yok olup gidecektir ne yazık ki.

Onun için diyorum ki; irili ufaklı her bir dil somut bir tarihsel kültürün taşıyıcısıdır, tarih öncesini ve sonraki tarihsel süreçleri anlamamıza yardım eder ve çokdillilik insanların entelektüel hazinesidir. Bunlar ve daha birçok şeyden dolayı, dünya çapında büyük çabalar gösterilmeli, can çekişmekte olan dillerin ölmeleri önlenmeli. Yetinmemeli, ilgili bilim dallarının yeni olanaklarını kullanarak, yok olmuş dilleri ortaya çıkarmanın yolları bulunmalı, insanlığın ortak hazinesinin önemli bir parçası olarak kayıt altına alınmalıdır. (Bitti)

……………………………………….
Fotoğraftaki, “Zonê ma” cümlesi Zazaki/Kırmancki’dir. “Bizim dilimiz” anlamına gelir Türkçe’de. (Foto: Hüseyin A. Şimşek arşivi)

efecemalettin@hotmail.com

Vielleicht gefällt dir auch