Diller ve evrim süreçlerinin gelişimi

Günümüzdeki dillerin yüzde 2’sinin 7 milyon konuşanı varken, yüzde 90’ının sadece 5 bin konuşanı var!*

Viyana – Modern insan ‘Homo sapiens’ büyük bir ihtimalle 100 bin yıl önce Doğu Afrika’da ortaya çıktı. Homo sapiens kendisine benzeyen kendisinden önceki türlere göre daha gelişmiş bir türdür. Onlar gibi alet edevat yapan, hatta belki de bu zaman sürecinde konuşma yetisine sahip bir tür olarak ortaya çıktı. Kendisinden önceki türler, ‘homo erectus’ Java’ya, ‘homo neandertalensis’ de Avrupa’ya kadar gelmişti. Bundan 100 bin yıl kadar önce, bu evrim süreci içinde ciddi bir gerilimin yaşandığını söylemek mümkün, ama bu gerilime neden olan sebepleri bugün hâlâ tam olarak bilmiyoruz.

Söz konusu gerilim dil (lisan) ile ilgili olabilir. Belki de dildeki kategorilerin gelişmesiyle alakalıdır. Tek seslilerin gelişmesi ve dolayısıyla benzer seslerden oluşan kelimelerin gelişmesi (toprak, topak, çorak, çapak örneğinde olduğu gibi) dildeki kelime ve gramerin hızlı bir sıçrayışına önayak oldu. Kelimelerin farklılığa ve çokluğa uğraması, cümle kurmanın iç yapısına şüphesiz önemli yenilikler getirerek (edat, fiil, bağlaç vs) insanların iletişimdeki ifade etme gücünü geliştirdi. İnsan olmanın gizemi, dillerin ortaya çıkmasının gizemine sıkı sıkıya bağlıdır. Dillerin ortaya çıkışını anlamamıza yardım eden her şey, aynı zamanda insan olma sürecini algılamamıza da yardım eder.

Bugünki modern insanın bazı grupları zamanla Güney Asya kıyılarına yerleştiler. Bundan 70 bin yıl önce Çin’e, 50 bin yıl önce de Avustralya’ya vardılar. Hatta tahminlere göre aynı dönemlerde Amerika ve Avrupa önlerine kadar dayandılar. ‘Homo sapiens’ Asya’da ‘Homo erectus’la, Avrupa ve Ön Asya’da ise ‘Homo neanderthalensis’le uzun süre birlikte yaşadı. ‘Homo sapiens’ bu yakın akrabalarına göre büyük ihtimalle dil ve kültür açısından daha üstündü.

Birbirinden ayrılan insan grupları -ki en küçük grubun 100 en büyüğün ise 500 kişiden oluştuğunu tahmin edilmektedir- kendilerine ait dil ve kültürü geliştirmeye devam ettiler. İnsan dilinin gelişmesiyle, yani yazılı dokümanlarla ilgili elde bulunan en eski veriler, ancak 6 bin yıl öncesine, diğerleri daha yakın tarihlere aittir. Günümüzde bilim insanları ve araştırmacılar, insanın ve dilin tarihçesinin ancak yüzde 10’unun çözüldüğünü söylemektedir.

40 kadar dil grubu var bugün

Günümüzde 40 kadar dil grubu bulunmaktadır. Bunlardan Hint- Avrupa, Altay, Austrornes gibi dil grupları büyük dil gruplarıdır. Ki bu dil grupları, çok sonra oluşmuştur. Araştırmacılara göre, tahminen günümüzden 10 bin yıl öce 6 milyon insan yaşıyordu, ama buna karşılık, 3 bin farklı dil vardı. Günümüzde 5 milyar insana karşılık, 6 bin dil var. Kısaca, 10 bin yıl önce 2 bin kişiye bir dil düşerken, günümüzde 6 milyona bir dil düşmektedir. Geleceğe yönelik yapılan hesaplara göre, 100 yıl sonra 12 milyar insan yaşayacak, ama geriye sadece 600 kadar dil kalacak!

10 bin yıl önce dünyanın değişik bölgelerinde birbirinden bağımsız şekilde yaşayan insan kümeleri, bir çok teknik gelişme ve tarım çeşitliliğini keşfettiler. Buğday ve arpayı Mezopotamya’da, pirinç ve darıyı Güneydoğu Asya’da, şeker kamışını Yeni Gine’de, yam köklerini Afrika’da, mısır ve fasulyeyi Orta Amerika’da, manyoku Güney Amerika’da evcilleştirdiler.

Bu kültürel devrimler, yeni beslenme olanakları yaratığından nüfusun artışında da bir patlamaya neden oldu. Bu nüfus artışı da büyük kültürlerin ortaya çıkmasına yol açtı. (Belki Yeni Gine ve Afrika dışında). Bu gelişmeler, yönetim ve sayımı kolaylaştırmak açısından rakam ve daha sonrada yazıyı öngören icatlara olanak verdi. Sıraladığımız büyük kültürel devrimlerin, birçok yeni buluşlara ve tarihsel toplu göçlere neden olduğunu biliyoruz.

Bu tarihsel dönem tabii aynı zamanda, dünyanın kültür ve dil haritasının da dramatik olarak değişimine yol açtı. Bu süreç bugün adını dahi bilmediğimiz bir dizi dilin kaybolup gitmesine yol açtı. Buna karşılık yine de büyük insan gruplarının birbirinden kopmasından, farklı mekânlarda, farklı karşılaşmalarından ve farklı grupların aralarındaki iletişiminden dolayı, çok sayıda yeni diller de ortaya çıktı.

Büyük ve küçük diller

Günümüzde durum dramatik bir şekilde değişmektedir. Birçok dil öyle bir hızla ölmektedir ki, insanlık tarihinin hiçbir döneminde böylesi bir duruma rastlanmadığını söylemek mümkün. En iyimser tahminlere göre 100 yıl sonra şu anda var olan dillerin sadece üçte biri geriye kalacak. Hatta bazı kötümser araştırmacılara göre, yaşayan bu dillerin sadece yüzde 10’u yaşayabilecek. Şu anda var olan dillerin yüzde 20’si neredeyse tamamen ölü durumda. Bu dilleri konuşan insan sayısı 5 ila 20 kişi arasında değişmektedir. Yine şu anda konuşulan dillerin diğer yüzde 20’si de, ölmeye mahkûm diller kategorisindedir. Çünkü yeni kuşaklar ve çocuklar artık bu dilleri konuşmuyor veya öğrenmiyorlar. Günümüzde konuşulan dillerin diğer yüzde 50’si, az konuşuluyor olmasından dolayı ileride yok olma tehdidiyle karşı karşıyadır.

Bu dillerin yok olma tehdidinin asıl motorunu şüphesiz, ekonomik ve siyasal globalizmin yanı sıra; medya, TV ve film endüstrileri oluşturmaktadır. Bir diğer neden de şüphesiz savaş, milliyetçilik ve çok bildiğimiz yasaklardır. Maalesef bu konuda da ‘sosyal darvinizm’, yani güçlü olan kazanmaktadır. Dünya dil haritasına bakıldığında bunu saptamak mümkündür; insanların sadece bazı dillere yönelmeleri dillerin eşitsiz bir şekilde kıtalar ve devletler üzerinde dağılmasına neden olmuştur.

Az sayıdaki dilin çok fazla konuşanına karşılık, birçok sayıdaki dilin çok az konuşanı var! Günümüzdeki dillerin yüzde 2’sinin 7 milyon konuşanı varken, yüzde 90’ının sadece 5 bin konuşanı var! Dünyanın 10 büyük dilini ele alırsak, Çince’nin ‘Mandarin’ denilen lehçesi en çok konuşulan dil: 900 milyon. Bu dünya nüfusunun yüzde 15’ini oluşturur. Çince’yi birçok Hint- Avrupa dilleri izlemekte. İspanyolca 330 milyon, İngilizce 320 milyon, Bengalce 190, Hintçe 180, Portekizce 170, Rusça 170 ve bunların dışında Japonca 125 milyon insan tarafından konuşulmaktadır. Birkaç farklı örnek daha vermek gerekirse; Almanca 98, Wu Çince’si 77 milyon kişi tarafından konuşulmaktadır. Dünyanın bu en büyük 10 dilini konuşanlar dünya nüfusunun yüzde 42,5 oluşturmaktadır.

En tepede, 2 milyar 300 milyonla tüm alt gruplarıyla Hint-Avrupa dil grubu bulunuyor. Bunu Çin dilleri 1,2 milyarla takip etmektedir. En çok konuşulan 100 dil içinde 40’ını Hint-Avrupa dilleri oluşturmaktadır. Bunlar: Hintçe, Latin (yani Roma) dilleri, Germen dilleri, Slav dilleri, Farsça ve Yunanca… Diğer diller ve dil grupları şunlardır: Daravidi (Güney Hindistan ve Siri Lanka), Arapça, Endonezce, Altay dilleri, Japonca, Korece ve Filipince. Afrika’da da bazı büyük diller bulunmakta: Hausa, Zorubai, Igbo gibi. Ama bu büyük diller arasında ne Amerika’nın yerli dilleri (yani indigene dilleri) ne de Avustralya ve Yeni Gine yerlilerinin dilleri bulunmaktadır.

Asya’nın nüfusu, Afrika’nın beş katı olmasına rağmen, neredeyse aynı sayıya varan dili var. Amerika’nın nüfusu, Avrupa’ya neredeyse eşit olmasına rağmen, dil sayısı Avrupa’nın beş katıdır. Pasifik Adaları, dünya nüfusunun sadece yüzde 0,5 oluşturmasına karşılık, dünya dillerinin yüzde 19’u bu coğrafyada konuşulmaktadır. Sadece Papua-Yeni Gine’de, 3,5 milyon insan 850 farklı dil konuşmaktadır. Papua-Yeni Gine, Endonezya, Nijerya’nın yanı sıra, Hindistan, Kamerun, Meksika ve kısmen de ABD’de 2 hatta, 2’den fazla dili birden konuşmak kural.

Küçük dillerin yaşama mucizesi

Günümüzde çok az konuşanı olup da, yok olma tehlikesi altında olmayan diller çok az. Bu diller ya yakınında rakip olacak hakim bir dil ve kültür olmadığından (mesela Yeni Gine’de olduğu gibi) ya da doğa koşulları itibarıyla cazip olmayan bölgelerde konuşuldukları için (dağlık bölgeler, çöl ve kutup bölgelerindeki diller gibi) hayattalar.

Çağımızdaki diller atlası, çok uzun bir tarih sürecinin ürünü olarak günümüze kadar gelmiştir. Birbirinden uzakta yaşayan topluluklar yeni diller bulmuşlardır. Birbiriyle ilişki içinde olan dil toplulukları ise, birbirlerinden kelime ve gramer yapıları alış verişinde bulunmuşlardır. Bu olumlu denge ancak bir kültürün hakim olma girişimiyle bozulmaya başlanmıştır. Güçlü olan sonuçta kazanmıştır. Bu gelişme Avrupa’da, özellikle de ulusalcılıkla, kendisini tek ulus, tek dil anlayışıyla dayatmıştır. Bundan dolayı Avrupa tüm kıtalar içinde en homojen dilleri olan kıtadır.

Bu süreç kendisini sömürgecilik dönemiyle sınırlamakla kalmamış, bunun etkisi Amerika ve Avustralya’da olduğu gibi, günümüze kadar gelmiştir. 20,Yüzyıl’da SB, ABD ve Avustralya’da yatılı eğitim sistemiyle birçok azınlık diller baskı altına alınmıştır. Günümüzde ekonomik küreselleşme, kırsaldan kentlere göçün sebep olduğu mega kentleşme, artık vazgeçilmez bir aygıt olan TV, diğer medya araçları ve internet gibi faktörler azınlık dillerinin yok olmasını hızlandırmaktadır. (Devam edecek)

………………………..
Bu araştırma, 2006’da kaleme alındı. Buarada zikredilen sayılar, oranlar ve yakın gelecek öngörüleriyle ilgili, okurlarımızın bunu akılda tutmalarını rica ediyoruz. Amacımız tabii ki en güncel yazılar paylaşmaktır. Ne var ki bu her zaman mümkün olamıyor hem, hem de ara ara „eski defterleri“ de karıştırmakta fayda var.

efecemalettin@hotmail.com

Vielleicht gefällt dir auch