BETÜL BRETSCHNEIDER

En yeşilin ve grinin kentsel tonları

Viyana – Gökyüzü Viyanalılara hiç bu kadar uzun zaman, bu kadar parlak ve mavi olmamıştı. Bahar kokan yemyeşil parkları, ormanları ve su kenarlarını dolduranlara, tatil kadar iyi geldi pandemi günleri son haftalarda. Kentin üzerinde bir fanus gibi asılı kalmış sıcak ve güneşli hava, sanki bizi hiç terk etmeyecekmiş gibi görünüyor. Sadece lockdown ile birlikte azalan fabrika ve trafik emisyonları neden değil havanın temizlenerek şeffaflaşmasına. İklim değişikliklerinden dolayı aralıkları giderek sıklaşan, aşırı kuvvetli yağmurlar, seller, dolular, orkanlar ve sıcak dalgaları son yıllarda hızlarını giderek artırırlarken, yağmursuzluk gündeme oturan nadir konulardan biriydi bugüne kadar.

Bu yıl, Şubat’ta Kuzey Kutbu’nda 20°C dereceye, Mart’ta València gibi güney İspanya kentlerinde 30°C dereceye ulaşan şok sıcaklıkların, önümüzdeki günlerde İzmir ve çevresinde 40°C dereceye varması bekleniyor.

Avusturya tarihinde ölçülmüş olan en sıcak ve en kurak böyle bir bahardan sonra, nasıl bir yaz bekliyor Tuna bölgesini dersiniz? Endemik ağaç ve bitki türleri kurumaya başlamış, geleneksel şarap üzümü cinsleri bile tehlikeye düşmüşlerse, artık kökten değişiklikler için devlet politikalarından çözümler beklemek yeter mi?

Viyana yaz aylarında kentleri kavuran aşırı sıcak dalgalarından en çok etkilenmeye başlayan kentlerden biri. Bu bir yandan küresel ısınmanın belli bölgelerde yoğunlaşmasına bağlı olarak açıklanabilir. Ama arkasında yatan bir başka neden ise, kentlerin, kuruldukları doğal alanları ve üzerlerini kaplayan atmosferi değiştirerek, yapısal karakterlerine özgü, kendi kent iklimlerini oluşturmaları. Urban heat island yani ‘kentsel ısı adası‘ olarak adlandırılan bir fenomen, kent içinde sıcaklıkların, kırsal alanlardakine göre 4°C ile 12°C derece arasında artmasına neden oluyor. Bu ısı farkı, kentsel dokuya, kullanılan yapı malzemelerine, yapı yüzeylerine, yeşil alanların oranına ve motorlu trafiğin yoğunluğuna bağlı olarak oluşuyor.

Ne kadar büyük bir alana yayılmış ise bir kent, o kadar daha fazla sıcaklık absorbe ediyor. Genel olarak kent dokusunu oluşturan yapılar ne kadar yüksekse ve ne kadar birbirine yakın konuşlandırılmış ise, o kadar daha çok terletiyor sıcak yaz geceleri. Sıcaklığın  20°C derecenin altına düşmediği, birbirini takip eden tropik gecelerden sonra gelen her gün daha kavurucu olabiliyor.

Viyana Tuna Kanalı (Donaukanal) / Video: Betül Bretschneıder

Kentlerin kızılötesi uydu fotoğrafları, geniş caddelerin kentlerde en çok ısınan mekânlar olduklarını açıkça ortaya koyuyor. Güneş ışınlarını emerek ısıyı uzun süreli depolayan bina cephelerinin arasına sıkışmış olan  beton ve asfalt satıhlı caddeler, sabahın artık serinlemiş olan erken saatlerinde bile hala çevrelerine sıcak dalgaları yaymaya devam ediyorlar.

Bunu tetikleyen en önemli sebeplerden biri, yeşil bitki örtüsünün kent dokusuna dağılımının Viyana’da da homojen olmaması. Hele bir de caddeleri, sokakları ve meydanları gölgeleyen ve buharlaşma sağlayarak çevrelerini serinleten ağaçlar için, park eden arabalar ve yer altında yatan boru hatları yüzünden yeterince yer, ekilmeleri ve bakımları için bütçeden ayrılmış  para pek bulunamıyorsa!

Rüzgârın hızını kestiği için ısı adası fenomenini güçlendiren yüksek binaların sayısı, Viyana’da da giderek artarken, bina aralarındaki mesafe azalmaktadır. Bölgesel ısınma ve sellerin oluşmasında etken olan nedenlerden en önemlileri.

Avusturya 2019 yılında da, bir günde 13 hektar, yani yaklaşık 20 futbol sahası kadar büyük bir doğal alanı,  konutlar, alışveriş merkezleri ve özellikle karayolları inşaası için, yapı malzemeleriyle mühürleyerek, Avrupa’da doğal zemin tüketimi konsundaki rekor seviyesini koruyor.

Bir yandan, konut yardımlarıyla desteklenerek, yerleşim bölgelerinin cevresinde giderek yaygın düzende kondurulan bahçeli evleri trafik ağına bağlamak için yapılan karayolları, yeni elektrik ve su hatları devlet bütçesini zorlaya dursun, diğer yandan sayıları giderek artan otomobillerle kat edilen mesafelerin artması, küresel ve bölgesel ısınmanın arkasında yatan nedenlerden.

Gelir düzeyi düşük olan kentli guruplar, oturdukları konut standartları ve çevre koşullarından ötürü aşırı sıcaklardan en çok etkilenenler. Viyanalılar, geleneksel olarak sadece kirletmeyen, aynı zamanda havayı ısıtan motorlu araçlarıyla kent dışındaki evlerine doğru yol alırken, alev fışkıran bina ve sokaklarda geriye kalanlar genellikle kaçma olanağı olmayanlar, yaşlılar ve göçmen aileleri oluyor. Aşırı sıcaklıklar özellikle yaşlılar ve sağlık problemleri olanlar için ölümcül olabiliyor.

Son haftalarda basında ve sosyal medyada, social distancing zamanlarında gerekli olan, herkesin çabuk ulaşabileceği yeşil alanların artırılması, kaldırımların ve bisiklet yollarının genişletilmesi gibi istemler geniş yankı buladursun, Viyana’nın yine bir ‘en iyi‘ seçilişi, bu konulardaki tartışmaları yavaşlattıverdi. Vancouver bazlı gayri menkul, turizm ve ekonomik gelişme üzerine danışmanlık yapan Resonance Consultancy tarafından, 100 kentin en yeşili (greenest city) seçilen Viyana, sadece herkesin kullanımına açık olan yeşil parkları ve kent sınırları içinde kalan Donau Auen gibi milli parkları için degil, basında yer aldığı kadarıyla, aynı zamanda toplu taşıma ağı ve enerji kullanımı gibi kriterlere bağlı sosyal ve ekolojik sürdürülebilirlik kalitesinden ötürü bu ünvanı almış bulunuyor. 

Viyana’yı daha önce de yaşam kalitesi en yüksek kent seçmiş olan böyle sıralamalar (city rankings), sadece politikacılarının ve yöneticilerinin koltuklarını kabartmakla kalmıyor, aynı zamanda kentin uluslararası sermaye yatırımcıları için cazibe merkezi olması yolunda etkin reklam oluyor.

Çokuluslu işletmeler, üretimlerini en ucuz iş gücünün olduğu ülkelere aktarsalar da, idari merkezleri için kent seçerken, kültürel ve sosyal çeşitlilik, güvenlik, yaşam kalitesi ve konut fiyatlarına kadar bir dizi faktörü göz önüne alıyorlar. Yerleşmek için seçilen kentteki yaşam kalitesinin yüksek olması, üst düzey yöneticilerinin firma seçiminde önemli bir faktör oluyor. Dünya kentlerinin, cazibe merkezi olma yolunda giderek hızlanan rekabeti, ‘headquarter’ imajını taşıyan gökdelenlerle ve tarihi kent dokusunun çatılarına kondurulan lüks konutlarla Viyana’nın da silüetini hızla değiştiriyor. Avrupa kent politikaları, başka ülkelere kayan endüstriyel üretimin arkasında bıraktığı ekonomik boşluğu doldurmak için, refaha giden yeni yollar olarak gördükleri kitle turizmine ve inşaat sektörüne destek veriyorlar. Bu yolla akan sermayenin, bir yandan kentlerin refah düzeyini desteklerken, diğer yandan da sosyal ve ekonomik yapısını ciddi bir şekilde yaraladığını görmek zor değil.

Donaubrücke / Tuna Köprüsü (Foto: Betül Bretschneider )

Örneğin kamu alanlarına yapılan yatırımlar, daha düşük gelir guruplarının oturduğu mahallere değil, ağırlıklı olarak şehir turizminin yoğunlaştığı rotalara akıyor. Açık alanların kullanımının ticarileşmesine, Rathaus’un önündeki meydanın panayırlaşmasından, Donaukanal’ın herkes için yeşil park olmaktan çıkıp, barlar vadisine, Naschmarkt’ın geleneksel pazar yeri özelliğini kaybedip, turistik gastronomi sokağına dönüşmesi gibi bir dizi örnek gösterilebilir.

Geleneksel kent dokusunu koruma altında tutan tabular kırılarak, piyasada gerçek talep olmadan inşa edilen ve kısmen de boş kalan gökdelenler gazetelerin gayri menkul sayfalarını süslüyedursunlar, son yıllarda konut binalarının ‘kısa yoldan kâr‘ amacıyla sık sık el değiştirmesi, kira fiyatlarının iyice yükselmesine neden oldu. İyice kızışmış olan gayri menkul piyasası, kent dokusunun yatay olarak giderek yoğunlaşmasına, dikey olarak ise yükselmesine neden olarak, kentin uzun zaman saklanabilmiş geleneksel karakterini etkiliyor. Bu durum kent içinde yapılaşmaya açık arsaların nadir olmasına ve hatta göç rakamlarına bağlanarak açıklansa da, işin gerçeği inşaat sektörünün ağırlığının ve gayri menkul sektörünün spekülasyon dozunun giderek artırılmasıdır.

Kentsel dokunun dokusunun sıkılaşmasına ve ölçeğinin büyümesine paralel olarak, ısı adası fenomeni her geçen yıl etkisini artırıyor. En yeşil ya da yaşam kalitesi en yüksek kent olmak, kentlileri iklim krizinin giderek ağırlaşan olumsuz etkilerine karşı koruyabilir mi? Bu bağlamda aciliyet gösteren kentsel politikalar ve stratejik planlar, ekonomi ağırlıklı bir bakış açısıyla oluşturulduğu için, gerçekten etkili çözümler sağlayacak kökten değişiklikler mümkün olamıyor.

Hatta bazı ‘kolay’ önlemler, asıl yapılması gerekenleri perde arkasına saklayıp, oyalama taktiğine bile dönüşebiliyor. Pandemi günlerinde ne kadar kırılgan olabileceğini gördüğümüz kurulu sistem, küçük başarılarla avunmaya alıştırıyor gibi bireyleri.

Bundan sonra artık her şey daha mı iyi, yoksa daha mı kötü olacak, diye sormadan bitiriyorum bu yazıyı.

betuel.bretschneider@chello.at