Korona Günleri – 2 | Her şeyi yazayım, diyorum ama

Sokağa çıkıyorum. Hemen yan binadan kadınların un kokusuna bulanmış sesi geliyor. Onlar, üretmeye devam ediyor, yufka ekmek açıyorlar.

Ankara –  “Virüsle aramıza mesafe koyduk” başlığıyla çıkmış Sözcü gazetesinin 29 Mart 2020 tarihli sayısı. İki sayfanın tamamını ise boş bırakmış. Virüsle araya koyulan mesafe iyi de, ama ya ailemize, kendimize koyduğumuz mesafe! Ne çok acı, diye düşündüm. Alt üst oldu insana dair bildiğim bütün sıcak yaklaşımlar… Gazeteyi almış koymuşum masamın üstüne, bekliyor orada, oysa bugün 3 Nisan 2020.

Her şeyi yazayım, not düşeyim günceme, diyorum ama, elim kolum varmıyor bir türlü. Ölüm haberleri çoğaldıkça çoğalıyor. “Sivas, Çorum ve Batman’da yedi köy karantina altına alındı”, haberi çarpıyor gözüme, çevrimiçi gazeteduvar’da. Telefonum çalıyor. Memleketten -Tokat- bir yakınım.

“Ayşem Turhal’ın birçok köyünü karantina altına aldılar ama hiçbir yerde haber olarak vermiyorlar” diyor ve devam ediyor: “Umreciler var ya umreciler…”

Nereye elimi atsam, elimde kalıyor! Oğlumun el becerisi çok iyi ve bir takım şeyler yaparak youtube kanalına yüklüyor, kendi adına açtığı sayfasına. Onun paylaştıklarını izlemek için açıyorum “yutubu”, ama daha sayfanın adını yazmadan önüme dökülüyor dedesini kaybeden kadının gözyaşları. “Kilyos’da yüzlerce ceset var. Korona durumu sandığınızdan daha ciddi! Evden çıkmıyoruz ya…”

Bazen onca yazıp çizmemizin de bir anlam ifade etmediğini düşünecek kadar karamsar olsam da iyi niyetliliğimden, umudumdan ödün vermemeye çalışıyorum.

“Hadi oğlum beni Kızılay’a götür”, dediğimde, oğlum sessizce hazırlanıyor. Biliyor ki anası yaşanan her bi şeyin farkında ve kendini de ona göre taşır. Ekin Sanat Edebiyat ve Düşün dergimizin Şubat sayısından alıp geleceğim eve. Binamız -Meşrutiyet- caddenin başı. Dergiyi alıp çıkıyorum. Fırsatını yakalayıp bir kare de selfi yapıyor, öyle geçiyorum arabaya.

Oğlum, “Eskiden seçim yapılır, akşam da seçim sonuçları beklenirdi. Şimdi ise akşam ölüm haberleri bekliyoruz televizyonun karşısında, ‘bugün kaç kişi öldü’ diye”, demez mi. Dondum kaldım. Yaşarken, yaşadıklarımızın derinliğini fark edemiyoruz bazen.

30 Mart Pazartesi günü Recep Tayyip Erdoğan’ın başlattığı “milli dayanışma kampanyası” ise, ne kadar vahim bir durumda olduğumuzun göstergesi değil de nedir?

1 Nisan 2020: Akşam haberlerini izliyorum. Sağlık Bakanı konuşuyor; “Bugünkü verilere göre 14.396 test yapıldı. Bunların 2.148’i pozitif çıktı. Yani Korona taşıyıcısı. 63 kişi ölü sayımız var. Yine bugün itibariyle 601 sağlık çalışanımız da bu hastalığı kapmış durumda…” Haberleri, telefonumun sesi bölüyor. Arkadaşım, “Çok üzgünüm Ayşe, çok üzgünüm! Annemin doktoru ve hocaların hocası Prof. Dr Cemil Taşcıoğlu’nu kaybettik. Hastalarından kaptığı virüse yenik düştü!” Ah yüreğim!

Televizyonun başından kalkıp bilgisayara geçiyorum. “TBMM’nin doktorunda Korona virüsü tespit edildi…” (aydınlık.com)

“Bir tutsağın Korona virüsüne yakalandığını açıklayan HDP’li vekile soruşturma…” (özgürgelecek)

Dedim ya, neresinden tutsak elimizde kalıyor. Ben şu an sözcük bulamıyorum düşüncelerimi, duygularımı anlatmak için, ama ‘Korona Günleri 1’ güncemde yaptığım gibi, şimdi halkın dile getirdiklerinden aktarayım biraz da.

Twwiter’den alıntılıyorum, ama bilinsin ki kişi isimleri bende saklı.

“herkes gücü nispetinde bir devlet kurumunu evine alıp baksın arkadaşlar. Ben karayolları genel müdürlüğünü seçiyorum.”

“Baktı ki millet para isteyecek gibi duruyor, ilk adımı atıp devlet adına milletten para istedi. Stratejik derinlik bu…”

“Ulusa kitleyiş”

“Ben evime alıp bakamıyorum maliye bakanlığı için bir kap su bıraktım”

“Dileniş Ertuğrul”

“Dünyada IBAN, ahirette iman”

“konu İtalya’ya İspanya’ya yardımdan IBAN’a nasıl geldi anlamadım”

“bakamayacağınız devleti doğurmayın kardeşim”

“CB 7 aylığını bağışlayacağına 7 aylık masrafını bağışlasaydı ya…”

“Faturalar ertelensin derken, zekatlar öne alındı.”

Merkez Bankası’nın yedek akçesi nerede? Deprem için ayrılan ödenekler! Kapalı ödenek! Kızılay, Kızılay nerede? İşsizlik fonu nerede? Devlet nerede?”

Halkın sesinin ve özellikle genç insanların biraz da mizahî paylaşımlarının ardı arkası yok tabii, ama durumu anlamak için bu kadar paylaşım yeter sanırım.

Ee, özelleştirmede ve satmada sınır tanımayan iktidarın geldiği son nokta bu, demekten başka bir şey düşünemiyorum şu an. Yalan söylüyorum, düşünüyorum elbette. Denizli’de Pamukkale Üniversitesi’nin bilimsel araştırmalar ve yerli tohumu korumak amacıyla yapılan çalışma alanını kepçeyle düzlemeye kalkan iktidar yanlıları ve o kepçenin önüne yatan Prof. Dr. Fevziye Çelebiyi düşünüyorum. “Virüsten ölmezsem beni sizin düzeniniz öldürecek”, diyen kamyon şoförünü ve o şoförün terörle mücadele adı altında tutuklanmasını düşünüyorum. TOKİ’ye aktarılan paraları ve oradaki rantı düşünüyorum. Sağlığa değil ama Diyanet’e aktarılan bütçeyi düşünüyorum… Yoğun bakım hemşiresinin vasiyeti: “Bana bir şey olursa evladımı okutun lütfen”, sözlerini…

Halk can derdindeyken “Kanal İstanbul” projesinin ihaleye çıkarılmasını düşünüyorum. Düşünce suçluları kapsamına koydukları gazetecileri değil ama, çocuk istismarcıları, tecavüzcüleri, kadına şiddet uygulayan -adını siz koyun- … ları dışarı çıkarmak için apar topar Meclis’ten yasa geçirmeye çalışmalarını düşünüyorum…

Kaybolan değerlerimizi; bu Korona salgını nedeniyle kaybettiğimiz Prof. Dr. Fevzi Aksoy, Prof. Dr. Feriha Öz, Prof. Dr. Cemil Taşcıoğlu ve daha onlarca sağlık çalışanlarımızı düşünüyorum. Bunlar öyle kolay yetişmiyorlar. Korona bir kez daha öğretti ki dünya bilimle aydınlanacak, bilimle güzelleşip, bilimle yaşanır hale gelecek.

Ben daha yazımı tamamlamadan yeni haberler alıyorum. Ah ki ne ah! Grup Yorum üyesi Helin Bölek, başlatmış olduğu ölüm orucunun 288. günü yaşamını yitirdi. Helin Bölek ve İbrahim Gökçek, konser yasaklarının kaldırılması ve kırmızı bültenle aranan üyelerinin listeden çıkarılması talebinde bulunmuşlar; taleplerinin kabulü içinde ölüm orucuna yatmışlardı. Üzgünüm! Ölüm her yerde var. Biz yaşatmalıyız, yaşamalıyız; iktidarların bütün dayatmalarına ve bütün zorluklara rağmen yaşamı kucaklamalıyız! Böyle düşünüyor ve öyle de yaşıyorum.

Yeni bir Korona haberi: “Benli Annem Turhal’da hastanede; sonuç pozitif çıkmış, tedaviye başlamışlar. Bilal abimle Tüçca ablamı köydeki evde karantinaya almışlar” diyor, küçük bacım. “Yok, daha neler”, diyorum.

Yeter artık bugün aldığım haberler. Ben hemen kalkmalıyım bu bilgisayarın başından ve kendime yeni bir uğraş bulmalıyım. Evet evet, yeni bir uğraş. Ateş’ime mavi ipten kazak başlamalıyım. Koronasız günlerde giymek üzere. Yaşamı direnenler kazanacak, biliyorum. Sokağa çıkıyorum. Hemen yan binadan kadınların un kokusuna bulanmış sesi geliyor. Onlar, Koronaya inat üretmeye devam ediyor, yufka ekmek açıyorlar.

Yarın güzel şeyler olsun diliyorum, güzel şeyler, güzel haberler… sevgiler…

ayseesimsek@hotmail.com

Vielleicht gefällt dir auch