İlk 40 yılı, “Kürtçesiz” bir Cumhuriyet | Türkiye

Kurucularının, “Türklerin ve Kürtlerin cumhuriyeti” şeklinde tanımlayarak kuruluş sürecini başlattıkları Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk 40 yılında, Kürtçe her alanda olduğu gibi basın ve yayın dünyasında da yasaktı.

Viyana – Bu araştırmanın üst başlığını “Kürt Basını” değil de “Kürtçe Basın” şeklinde belirlememizin nedeni, konunun çerçevesini dar tutup içerikle ilgili daha ayrıntılı, daha derinlemesine bilgi ve veri aktarmaktır. Fakat bu aynı zamanda, Kürtlerin Türkçe, Arapça, Osmanlıca çıkardıkları ya da bu dillerden birini Kürtçe ile birlikte kullandıkları yayınları da tamamen dışlamamalıydı. Kürtlerin basın faaliyetleriyle ilgili büyük fotoğrafı gösterip, projeksiyonu Kürtçe olan yayınlara tutmak, onlara özel dikkat çekmek, yöntem olarak en işlevsel görünenidir. Biz de bu yöntemle başladık ve devam ediyoruz. İlk iki bölümde, 1898-1919 yılları arasında, Osmanlı’nın sınırları dahilinde kalan Kürtler tarafından çıkarılmış 10 adet yayınla ilgili bilgiler aktardık. Söz konusu yayınların 4’ü Türkçe, 3’ü Kürtçe, 2’si Kürtçe-Türkçe ve 1 tanesi de Kürtçe-Osmanlıca dillerindeydi.

“Kürtçesiz bir cumhuriyet”e doğru

Birinci Dünya Savaşı’nın sonuçlarından biri olarak Osmanlı İmparatorluğu da tarihe karışma sürecine girince, imparatorluğun kurucu, siyasi, askeri, dini “başat güç”ü sayılabilecek Türkler, o güne kadarki geniş sınırların “çekirdek”inden yeni bir devletin kuruluşu için mücadele içine girdiler. Söz konusu başat güç, “çekirdek” coğrafyada kendini “çoğunluk” olarak addediyordu. Ama dönemin birçok yeni devletinde olduğu gibi, mümkün mertebe geniş bir koalisyona; kendisinin merkezinde yer alacağı ama “çeper” olanakları da sunan bir “yapıştırıcı”ya ihtiyacı vardı. Elzem olan yapıştırıcı “din kardeşliği”nden üretildi. Hem içerideki (Katolik ve Ortodoks Hıristiyan ve Yahudilere) hem de dışarıdaki “gavur alem”e karşı, farklı ve yeni bir “Müslümanlar koalisyonu”. Bu çerçevede başat gücü Türkler olan bu koalisyonda Kürtler, Lazlar, Çerkezler, Araplar gibi kimi uluslaşmanın eşiğinde, kimi fiili olarak ulusal azınlık konumuna sahip toplumlar da yer aldı.

1920’de yeni devletin kurucu organı olarak Birinci Millet Meclisi, kurucu yasal zemini olarak ise 1921 Anayasası vardı artık ortada. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna konulan ilk iki temel taş sayılırdı bunlar. Tabii ki anılan Meclis kurulmazdan, o ilk anayasa yapılmazdan önce, bugünkü Türkiye’nin yer aldığı birçok bölgede “yerel kongreler” süreci yaşandı. Anti-emperyalist bir mücadele organize edilmesi ve başarıya ulaştırılmasını sağlayacak sac ayaklarıydı bunlar. Söz konusu yerel kongreler, yukarıda sözü edilen “koalisyon”un olanca çeşitliliğini kapsayan bir temelde gerçekleşti.[1] 1921 Anayasası, 23 maddelik çok kısa bir anayasaydı. Toplam 14 maddesi, merkezî idarenin taşra teşkilâtlarına ve yerel yönetimlere ayrılmıştı. Yani, ciddi anlamda “adem-i merkeziyetçi bir ruh”a sahip olduğunu söylenebilir. “Mustafa Kemal o zaman ki şartlarda kendine göre bir ittifak projesi oluşturmuş ve açılış konuşmasını defalarca bu ülkenin, bu vatanın ve bu devletin Türklerin ve Kürtlerin ortak devleti olduğunu söyler ve bir cümle daha ekler, ‘Hersin ırki ve içtimai ve coğrafi hukukuna daima riayetkar olunacaktır‘ der.”[2] 1922’de “Kürt Otonomi Tasarısı” gündemleşir. 1923’ün 16 Ocak akşamı başlayıp 17 Ocak sabahına kadar süren İzmit Basın Konferansı’nda, Ahmet Emin Bey’den, “muhtariyet ve özerklik meselesi nedir” diye sorar, Mustafa Kemal ayrıntılı bir açıklama yapar.[3]

——————————————————————————————

DEUTSCH | KURDISCHEPRESSEGESCHICHTE – 3 (1920 -1960)
——————————————————————————————

Fakat bu arada, bu gidişata ters düşen iki önemli gelişme de yaşanmıştır. Bu iki gelişme, başat güçlerin “nasıl bir cumhuriyet” sorusuna tek bir cevapları olmadığını, farklı ajandaların söz konusu olduğunu ortaya koyar. Mücadelenin ulusal ve sosyal kurtuluş yönünde gelişmesi için Anadolu’ya gelen TKP’nin 15 yöneticisi, 28 0cak 1921 ortadan kaldırılır. Mustafa Suphi ve yoldaşları önce linç edilmek istenir, ardından Karadeniz’de boğdurulur. Cumhuriyet henüz ilan edilmemiş ama “nasıl bir cumhuriyet” istendiğine dair tezlerinin kıyasıya çarpıştığı, güç dengelerine göre zikzaklar çizilen, ileri-geri adımlar atılan bir süreç! Bunu takip eden diğer gelişme, aynı yılın (1921) bahar ve yaz başında (Mart-Haziran) Koçgiri’de gündeme gelen direniş ve direnişçilere karşı uygulanan katliamdır. Farklı kaynaklara göre, 50 ile 70 bin arasında aşiret üyesi imha edildi. Alişan Bey’in başında olduğu hareketin talebi, 1921 Anayasası’nda tanımlanan özerklik statüsüdür. Bu iki gelişme, yeni devletin başat güçlerinin işin başında gizli (ya da yedekte) tutulan ajandalarının ortaya çıkmasını sağlar. 29 Ekim 1923 günü, “Birinci Meclis” yerini “İkinci Meclis”e bıraktığında ilan edilen “cumhuriyet”, o güne kadar yaşanan sürecin “gizli ajandası” olarak belirdi.

Girilen yol ayrımının ayırıcı özellikleri şunlardı: Birinci Meclis’in, kelimenin gerçek anlamında örgütlü muhalefeti dışarıda bırakıldı. Çünkü başat güç, “tek parti egemenliği”ne meyletmişti. Yeni bir anayasa yapmak kaçınılmazdı elbette. 1921 Anayasası, yeni devletin ihtiyaçlarını karşılayacak derecede ayrıntılı değildi. Ancak, 1924 Anayasası da bir “geri adım” vesikası olacaktı. Anayasanın, “Türklük” başlığı altındaki maddelerinde tanınan hakların sahibi olarak sadece “Türk”ten veya “Türkler”den bahsediliyordu; 1921 Anayasası’ndaki “çoğulculuk”tan vazgeçip, “çoğunlukçuluk”a yönelmenin açık ve net ifadesiydi bu.

 Kürtçe basın, Osmanlı dönemini arar oluyor

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sürecine ve kuruluş dönemecine Kürtçe basın açısından bakıldığında, hak ve özgürlükler açısından daha iyi günlere çıkılacağı beklenirken, Osmanlı dönemini arayan bir konuma düşüldüğü görülür. Cumhuriyet idaresinin ilk işlerinden biri, Osmanlı döneminde 1864’te yürürlüğe konan ve sansürün kurumlaşması olan “Matbuat Nizamnamesi”ni pekiştirmek oldu. 20 Mayıs 1924 günü, resmi dairelerde Kürtçe konuşulması yasaklandı. Aynı dönemde çıkarılan “Tevhidi Tedrisat Kanunu”yla, Kürtçe, eğitimin de dışında tutuldu. Böylece, Kürtçe basın bir yana, Kürtçe’nin konuşulması bile yasaklandı. 1925’te Şeyh Sait İsyanı patlak verdi. ‘Takrir-i Sükun Kanunu’ ile Türkçe muhalif yayınlar da tasfiye edildi. (Tevhid-i Efkar, İstiklal, Son Telgraf, Aydınlık, Orak Çekiç, Sebillürreşat, Tanin, Vatan, Yoldaş, Resimli Ay, Millet, Sada-yı Hak, Doğru Öz, Tok Söz, Sayha, Kahkaha…)

Yeni cumhuriyet, üç konuda tercihini netleştirmişti: Sosyal-siyasal cepheden sosyalist, komünist hareketlere; ulusal, azınlık halk toplulukları cephesiden Kürtlere, Lazlara, Çerkezlere, Araplara; inançsal cephede, başta Aleviler olmak üzere, Sünni-Hanefiler dışındakilere hayat hakkı olmayacaktı. Hayatta kalmak isteyenler asimile olacak, “başat güç”le bütünleşecek, ona eklenip içinde eriyip yok olacaklardı. Bu çerçevede, Cumhuriyet’in sonraki yılları, hem (farklı inançlara sahip) Kürtler hem de (farklık etnik kökenlere sahip) Aleviler için toz-duman içinde geçti. Özellikle de 1927-38 yılları arası, “kızılca kıyamet günleri” oldu. Zilan, Ağrı ve Dersim, savaş alanına dönüp durdu.

1929-30 | Cumhuriyet’in ilk 40 yılında istisna bir Kürtçe yayın: Agri gazetesi

Türkiye’de, Kürtçe basından söz etmenin mümkün olmadığı ilk 40 yıl içinde, yasağı delen bir istisnai çalışma vardı. “Ağrı Dağı İsyanı liderlerinden” biri olarak takdim edilen İhsan Nuri’nin, 1929-1930 yılları arasında, el yazısıyla çıkardığı ‘Agri’ adlı gazetedir bu. Bunun gibi bir iki kıpırdanma sayılmazsa, Türkiye Cumhuriyet’nin ilk kırk yılı boyunca, yani 1960’a dek Kürtçe yayın çıkarılamadı.

1930 | Sovyetik Ermenistan’da Riya Teze” gazetesi

Bu 40 yıl bazında konuya bakıldığında, Kürtlerin yaşadığı Türkiye dışındaki coğrafyalardan Kürtçe basın ve yayın örnekleri bulmak mümkün. Mart 1930’da Sovyetik Ermenistan’da yayın hayatına başlayan “Riya Teze” gazetesi, en uzun ömürlü Kürtçe yayındır. 1937’e kadar Latin alfabesiyle yayın yapan Riya Teze, daha sonraları Kiril alfabesiyle sürdürdü yayınını. 2000’den sonra, yeniden Latin alfabesine geçiş yapıldı. 2003‘te ekonomik nedenlerle yayın hayatını son verdi. Bu tarihe kadar, toplam 4.800 sayısı yayımlandı. 2005‘te Ukrayna, Kazakistan, Rusya ve diğer ülkelerde yaşayan bazı gönüllü Kürtler tarafından yapılan bağışlar sayesinde tekrar faaliyete geçirildi.[4]

Kaynaklar: Mraze Camal – The Mraze Camal archive, CC BY-SA 4.0 ve https://commons.wikimedia.org/w/index.php?curid=54907080

1932 | Suriye Kurdistanı’nda “Hawar” dergisi

İlk Kürt ve Kürtçe gazetenin kurucusu olan aileden Celadet Ali Bedirxan tarafından 15 Mayıs 1932’den itibaren Suriye’nin başkenti Şam’da yayımlanan “Hawar” (İmdat),Kürtçe bir edebiyat dergisidir. 1943 yılına kadar toplam 57 sayı çıkarılmıştır.[5] İlk 23 sayısı hem Latin hem de Arap alfabesiyle basılmış, 24. sayıdan itibaren ise yalnızca Latin alfabesiyle yayınlanmıştır. Büyük zorluklar içinde yayım hayatını sürdüren derginin son sayısı, 15 Ağustos 1943 tarihini taşır. Ağırlıkla Kurmanci lehçesi kullanılmıştır. Ama Sorani lehçesinden ve (lehçe mi ayrı bir dil mi olduğu tartışılagelen) Zazaca yazılara da yer verilmiştir. Hawar dergisinin ilk sayısının tarihi olan 15 Mayıs’ın “Kürt Dil Bayramı” olarak kutlandığını da eklemiş olalım.

1955 | İlk Kürtçe Radyo Programı yayında

1955 yılında, Sovyetler Birliği içinde yer alan Ermenistan’ın başkenti Erivan’da, “Erivan Radyosu Kürtçe Bölümü” açıldı ve Kürtçe bir programın yayınına başlandı. “Erivan Kürt Radyosu” olarak tanınagelen bu program, 15 dakika sürüyordu. Test yayınlarla başlatılan program, başlangıçta haftada bir gün haber yayınına ayrılmıştı. Kurucu yöneticisi Casimê Celîl, spikeri ise Eznîya Reşîd idi. Sonraki yıllarda Kürt sözlü kültürü, edebiyatı ve dengbejleri dahil edilerek programa zenginleştirilmiştir. Radyonun arşivinde iki bin civarında Kürtçe şarkı ve ezginin kaydı vardır bugün. Bu kayıtlar dışında, Kürt folklor derlemeleri kapsamında on binden fazla şarkı ve ezginin de kayıt altına alınıp arşivlendiği bilinmektedir. 

(Devam edecek)


[1] “Kongreler sürecinin içinden geçilerek kurulan ilk Mecliste Kürtler, Lazlar, Aleviler, Çerkesler… Rumeli’nden Kürdistan’a kadar mücadele içinde yer almış her kesimin, işgal ve savaş koşullarına rağmen yerel kongreler tarafından seçilmiş temsilcileri vardı…” (Ender İmrek, Evrensel gazetesi, 25 Nisan 2020)

[2] HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar’ın Cumhuriyet’in 100. Yılı dolayısıyla 23 Nisan 2020’de TBMM’de yaptığı konuşma.

[3] Mithat Sancar, sosyal medyadan yayın yapan Karar TV’de yaptığı açıklamalar

[4] Can Polat Yerevan. Kurdish newspaper ends publication after 73 years (İngilizce), 24 Haziran 2003, Erişim tarihi: 8 Aralık 2016.

[5] https://tr.wikipedia.org/w/index.php?curid=951774

Vielleicht gefällt dir auch