RESMİYE ASLAN

Sürgünler

Viyana – Akademisyen ve yazarlarımızdan Hakan Gürses’in gazetemizde 26 Şubat 2020 tarihinde yayımlanan yazısı, “Sürgünün gidişatı hakkında” başlığını taşıyordu. Gürses, Bertolt Brecht’in bir şiirinden yola çıkarak Viyana’da geçen ilk sürgün yılarında gitmek ile kalmak arasında yaşadığı duygusal süreci anlatıyordu.

“İlk iki yılda, kaldığım Viyana evlerinden hiçbirine tek bir saksı çiçek bile koymadım.”[1]

Ayrıca, 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra Türkiye’den Viyana’ya gelen, “Ben de bunlardan biriyim” dediği siyasi sürgünlerin 40 yılı aşkın uzun bir zaman burada yaşıyor olmalarına rağmen, hâlâ sürgünlüklerinin devam ettiğininin de altını çiziyordu:

“… Bizim de bir ‘içeriden bakma’ hakkımızın ve yetimizin olabileceği, ‘orada’ ve ‘burada’ reddediliyor. Bir tür ‘sürekli dışarıda olma hâli’ sürgünlük.”

Yazıyı okuyup bitirince, o yıllarda tanıdığım bir amcanın ‘İyi Çocuklar’ını hatırladım birden. Amcamız, bir iş kazası sonucu çalışamayacak duruma gelmiş, fakat bir türlü emekli olamamaktadır. ‘İyi Çocuklar’ kanunları araştırır, kurumlar arası iletişim kurar, sözlü ve yazılı tecümanlık yaparak amcanın emekli olmasını sağlar. İşte o ‘İyi Çocuklar’, Hakan Gürses’in sözünü ettiği sürgünlerden başkası değildi. “Kalmak” ile “gitmek” arasında yaşadıkları ruhsal bunalımlara, siyasi mücadelede yön belirsizliğine rağmen, birçoğumuzun adlarını gayet iyi bildiği o ‘İyi Çocuklar’ın eğitimlerini burada da sürdürenleri olmuş ve kısa zamanda birçok sosyal kuruma girerek Türkiye kökenlilerin sorunlarının çözümünde önemli rol almışlardır.

Avusturya’ya siyasi sığınmacı olarak gelenlerin sayıları resmi kaynaklara göre 1961’de 1, 1962’de 2, 1969 yılında 4, 1979’da 100, 1980’de 120’dir. En çok ilticacı, aralarında öğrenciler de olmak üzere, 1980 darbesi sonrası ile 1989 arasında gelmiştir. Bu tarihte sayıları 3.263’tür.[2]

Siyasi sığınmacılar geldiğinde, burada işçi gücü göçü çerçevesinde gelmiş Türkiye kökenli göçmenler yaşıyordu. Resmi verilere göre sayıları 1980 yılında (aileleriyle birlikte) 63.094’tü. Bunlar dönmek için gelmiş, ama dönememiş, diğer adlarıyla “gurbetciler”di.

Siyasi sürgünler ile birinci kuşak arasındaki en önemli fark, bana göre, siyasi sürgünlerin Türkiye’den eğitimli olarak gelmeleri ve aynı zamanda soran, sorgulayan muhalif kuşaktan olmalarıydı. Bu farklılıklarıyla, her ne kadar siyasi kimlikleri kabul görmediyse de Türkiye kökenliler içinde sosyal yapıyı aktif hale getirmeyi başardılar.

Viyana’ya geldiğim 1982 yılından sonraki süreçten hatırladığım kadarıyla, TRT sabah ve akşam ikişer saatlik Türkçe yayın yapıyordu. Türkiyeli göçmenlerin evlerinde en değerli eşyaları ise kaset çalarlı radyolardı. Mahsuni, Aşık Veysel, Yüksel Özkasap, Ali Ercan, Bedia Akartürk… Kasetler en çok, sıraladığım bu ozanlara ve ses sanatçılarına aitti. Türkiyeli göçmenlerin sanat yaşamı, bu sanatçıları ve “Türkiye’nin Sesi Radiyosu”nu dinlemekten ibaretti.

Böyle bir dönemde, siyasi sürgünler ve bir kısım öğrenciler, kendi çabaları ile kurdukları derneklerde ilk tiyatro, halk oyunları, müzik koroları gibi kültürel ve sanatsal çalışmalar yapmaya başladılar. Küçük küçük de olsa başlatılan bu çalışmalar -ne kadar yeterli olmadığını düşünsem de- bugün varolan kültür ve sanat yaşamının temellerini o yıllarda attı.

‘İyi Çocuklar’, yalnız geldikleri ülkelerde ve yaşadıkları yerlerde değil, tüm dünyadaki haksızlık, eşitsizlik, adaletsizliğe karşı mücadele ediyor, değişiyor, değiştiriyorlar.

İyi ki varsınız ‘İyi Çocuklar’!

…………………………………
1) http://öneri.at/suerguenuen-gidisati-hakkinda/
2) Hüseyin Şimşek, Türkiye’den Avusturya’ya Göçün 50 Yılı, s. 153

resmiye.aslan1511@gmail.com

Vielleicht gefällt dir auch